-BISMILLAHIRRAHMÄNIRRAHÏM-

-BISMILLAHIRRAHMÄNIRRAHÏM-
..........Istanbul ve unutulmayan hatiralarim...........

Dile kolay 5 yil geçirdim istanbul da, 1yil okumak için gittigim kur' an kursunda yillar birbirini kovaladi ve bir baktim 5 yil geçmis farkina varmadan acisiyla tatlisiyla geçirdigim ve asla unutmayacagim hayatimin bir bolumu.Hocamiz buraya gelmek herkese nasip olmaz, bir el aldi sizi buraya getirdi , buranin hakkini vemeniz lazim derdi. Birde burdan ayrildiktan sonra size buyuk bir gorev dusuyor, rabbinizin emri olan "emri bil ma'ruf ve nehyi anil munker" yani iyiligi emredip kotuluklerden sakindirmak,teblig etmek. Kolay olmayacak belki çogu zaman bu yolda yapayalniz kalacak veya imtihanlara tâbi olacaksiniz derdi, ve hatirlatirdi peygamberler teblig hayatlarinda hep zorluklarla karsilastilar kuçumsendiler, alay edildi onlarla ama sabrettiler azmettiler rabbimde mukafatini verdi.Insallah hepimiz birer musluman olarak dinimize vatanimiza ve bayragimiza sahip çikar, istikamet uzere feyizli bereketli ve rizâyi ilâhîye muvafik bir hizmet omru içinde yasariz.
AMIN!

# Posté le mardi 04 septembre 2007 16:03

Modifié le jeudi 15 novembre 2007 03:46

Kur'ani Kerîm ve Hafizlikla alakali bir demet hadis...

Kur'ani Kerîm ve Hafizlikla alakali bir demet hadis...
Yüce Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:
“Sizin en hayırlı olanınız, Kur'an'ı öğrenen ve onu öğretendir.”

“Her şey ve hatta denizdeki balıklar bile Kur'an öğreten ve öğrenen için bağışlama dilerler.”

“Şüphesiz ki Allah katında kulların en değerlisi, peygamberlerden sonra alimlerdir ve onlardan sonra da Kur'an taşıyıcılarıdır. Kur'an taşıyıcıları, peygamberler gibi dünyadan ayrılırlar; peygamberlerle birlikte kabirlerinden çıkarlar; peygamberlerle birlikte sırattan geçerler ve peygamberlerin sevabını alırlar.”

"Kur'an hafizlarinin birisi için:Su su ayetleri unuttum, demesi ne fenâ seydir.Belki unutuldu demesi gerekir.Ey Kur'anin sahibi hâfizlar, Kur'ani dâima okuyup muzakere ediniz! çunku Kur'anin hâfiz kisilerin gonullerinden ayrilip kaçmasi, bagli devenin ihtimamsizlik eseri ipinden bosanip kaçmasindan daha kotudur."



Abdullah bin Mesud tan:
Kur'an Kerîm ezberlemis kimse su vasiflarda olmali, kur'ani ezberledigi bunlardan anlasilmali,
1-Insanar uyurken gece kalkip ibadet etmesiyle,
2-Halk yemek yerken oruç tutmasiyla,
3-Baskalari gulerken eglenirken hireti dusunup huzunlenmesiyle,
4-Halk birbiriyle konusurken o susmasi sukut etmesiyle,
5-Insanlar kibirlenirken o alçak gonul ve tevâzusuyla,
Kur'ani keîm ezberinde olan kisinin uzgun, dusunceli vakarli omasi lâzim.Kati yurekli gâfil hemen ofkelenen biri olmamali, Allahiney îman edenler hitabini duyar duymaz kulak kabartmali..

# Posté le mercredi 05 septembre 2007 11:09

Modifié le mercredi 14 novembre 2007 15:54

Kur'ani Kerîm

Kur'ani Kerîm
O Kur'an dir ki omur ufuklarindaki ebedî gurûbun geçekler sabahini açan bir gunestir.
O Kur'an dir ki kurumus îman sînelerine gaybî inciler yagdiran, kalp ve gonul bahçelerine feyzu bereketler doken bir rahmet ve saadet nisânidir.
O Kur'an dir ki isigi sonmek bilmeyen bir nurdur.O Kur'an dir ki mânevî hastaliklara sifadir, Allaha goturen en dogru ve emin yoldur.
O Kur'an dir ki onun her ayeti irfan, cennetlerden tugbalar dan bir daldir.
O Kur'an dir ki baygin dusen yapraklari canlandiran nisan yagmuru gibi insanlarin çorak gonullerinden hakikat pinarlari çaglatacaktir...

# Posté le jeudi 06 septembre 2007 08:31

Modifié le mercredi 14 novembre 2007 08:15

"SIIR KOSESI"

"SIIR KOSESI"
Hâfizin kabri olan bahçede bir gul varmis,

Yeniden hergun açarmis kanayan rengiyle.

Gece, bulbul agaran vakte kadar aglarmis

Eski sirazi hayal ettiren âhengiyle.

Olum âsude bahar ulkesidir bir rinde

Gonlu her yerde buhurdan gibi yillarca tuter.

Ve serin selviler altinda kalan kabrinde

Her seher bir gul açar, her gece bir bulbul oter.

Yahya Kemal Beyatli


# Posté le vendredi 07 septembre 2007 08:05

Modifié le mercredi 14 novembre 2007 19:08

kuçuk bi hafizin gerçek ve ibretli oykusu..mutlaka okuyun

kuçuk bi hafizin gerçek ve ibretli oykusu..mutlaka okuyun
"Azrail, söylediğinden de güzelmiş"

İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda: "Fatma", dedi. Hiç de çekinmeyen bir tavırla... Ve ekledi: "Eğer hafız yaptırmazsanız kayıt yaptırmak istemiyorum". Böyle tehdit edercesine konuşması onu yaşından daha olgun gösteriyordu. Tebessümle:"Korkmayın küçük hanım siz isteyin hafız da yaparız, hoca da..." O küçük gözlerinin içi parıldadı birden. Annesi: "-Hoca hanım kusuruna bakma hele sen, ille de hafız olcam der de başka bir şey demez. Bizim köyün hocasından duymuş. Peygamberimiz hafız olanlara cennette tac giydirilecek demiş herhalde. Siz daha iyi bilirsiniz ya köylü kafası, biz de bu kadar duyduk anladık. Bu da çocuk işte". "-Tabi teyze ne demek, keşke herkes sizin gibi duyduklarından etkilense de teslim olsa... Siz hiç merak etmeyin kızınız önce Allah'a sonra bize emanet." Kadıncağız elime yapıştı, öpecekken geri çektim, utandım. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yaşardı. "-Hoca hanım bu eller, gözler hep günahlı, asıl sizinkiler öpülmeye layık". "-Estağfirullah teyze", dedim . O ahirette belli olur.

Bu konuşmadan sonra kaydını yaptığımda Fatma'nın Erzurumlu olduğunu öğrendim. Bir an düşündüm. "Küçük nasıl kalacak bu kadar buralarda"... Zaman ilerledikce Fatma'nın edepli tavırları daha da çok etkiledi beni. Azimliydi. Geceleri uykusunun arasında ayetleri sayıklarken görüyordum çoğu kez. Böyle devam ederken arada bir bana gelip soru soruyordu. Bir gün: -"Hocam hafiz olmak için Kur'an'ı bitirmek mi lazım" diye sordu. Bende: -"Tabii ki hepsini ezberleyeceksin ki "hafız" adını alacaksın". Bu cevabıma çok üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki... Teşekkür etti ve döndü arkasına gitti. Derslerim arasında onlara sürekli Kur'an ezberlemekle işin bitmeyeceğini mutlaka içindekileri uygulamanın gerektiğini hatırlatıyordum. Talebelerden biri: -"Hocam" dedi. "Fatma'nin annesi ona abdestli olmayanın hafizlara dokunamayacağını söylemiş doğru mu?" diye sordu. Çok ilginç doğrusu. Maşallah dedim. "Osmanlı zamanında atalarımız Kur'an'a ve hafıza kıymet verdiklerinden öyle yaparmış" dedim. Çok hoşlarına gitmişti bu iş. Hepsi adeta kendilerini ulaşılması zor, kasa içindeki altın gibi görüyorlardı. "Görsünler" dedim içimden, bu yaşta buralara gelmişler. Allah'ın kelamını ezberliyorlar,onlara fazla görmem bunu.

Bu arada Fatma ara sıra rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu. Zaman geçtikçe Fatma'nın morali ve sağlığı daha da çok bozuluyordu. Bir gün dersini 2 kez aksatınca sordum. "Ne oldu yoksa anneni mi özledin?" -"Hayır", dedi. -"Neden moralin bozuk? Sık sık ta hasta oluyorsun" dedim. "-Yanlış anlamayın, inanın ki annemi özleyipte gitmek istediğim yok. Burayı çok seviyorum. Allah'ımdan çok korkuyorum. Buraları terk edersem bana ahirette hesabını sormaz mı? " Bir şey diyemedim. Suçlu bile hissettim kendimi. O küçük kalpte bu ne imandi Ya Rabbi! Onu hayranlıkla izliyordum. Bir gün çok rahatsızlandı. Doktora götürmek zorunda kaldık. Bir çok tahlillerden sonra arkadaşim olan doktor hanım: -"Hoca hanım derhal bu talebeyi ailesinin yanına gönder " dedi. Şaşkınlıkla:"Neden?" diye sordum. Bana: -"Belki üzülecek hatta inanmayacaksin ama, bu talebe "KANSER". Adeta başımdan aşaği kaynar sular dökülmüştü. Sanki her tarafımı şefkat sarmıştı. Hastahaneden ayrılırken Fatma'ya hiç bir şey diyemedim. Oysa anlamış gibi bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu. Kulağıma egilerek "hocam" dedi. "Azrail insanların canını alırken nasıldır?" Ağlamamak için zor tutum kendimi: -"Güzel bir surettedir, mü'min kullara", dedim Sevindi, sanki mırıldandı: "-Belki hafız olamam ama Elhamdulillah mü'minim." diye. Şimdi anlamıştım, bana önceden sormuş olduğu soruyu. Demek ki hastalığını biliyordu. Hafız olmak için Kur'an'ı bitirmek gerektiğini söylediğimde neden üzüldüğünü şimdi anlamıştım.

Bir kaç gün sonra eşyalarını hazırlamaya başladık. Çünkü dayanılmaz acılar içinde olduğunu görüyorduk. Evine gitmesi gerekiyordu. Ailesi geldi. Fatma yanıma gelerek: -"Bana kızmadınız değil mi? Eğer söyleseydim belki kursa almazdınız", -"Ne demek! nasıl kızarım sana: dedim. "Hem sonra, sakın üzülme hafızlığımı bitiremedim diye. Bu yola girdin ya, Rabbim seni hafızlar zümresinden yazmıştır inşallah", dedim, Öyle sevindi ki! sarıldı boynuma: -"Gerçekten ben şimdi hafız sayılırmıyım? Anne bak duydun değil mi?" Ya Rabbi bu ne aşktı. Rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydı şu Fatma, ne güzel bir kul olurdu. Böylece Fatma'yı gözyaşları ile Erzurum'a uğurladık. Çok geçmedi. Bir iki hafta sonra ailesi ağırlaştığı haberini verdi. Bu bir iki hafta içinde ondan iki mektup almıştım. Bana hep hafızlık tacını merak ettiğini, rüyalarına bile girdiğini yazıyordu.

Bir gün sabah namazından sonra telefon çaldı. Fatma'nin annesiydi karşımdaki ses. Ağlamaklı bir sesle:-"Hoca hanım Fatma'yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okurmusunuz?" deyince ben de dayanamadım ağlamaya başladım. Annesi beni teselli edercesine telefonu kapatmadan: -"Size ölmeden önce şunu söylememi istedi", dedi. Hıçkırarak: "Anneciğim hocama söyle, Azrail söylediğinden de güzelmiş.". "Ey Rabbim; senin kelamın için yanıp tutuşan, yoluna yapışıp kelamına SIMSIKI sarılan kulunu, sen son nefesinde yalnız bırakır mısın hiç?"

# Posté le dimanche 09 septembre 2007 17:19

Modifié le mercredi 14 novembre 2007 11:25